Sokrates’in Demokratik Değerler Eğitimi

Sokrates demokratik değerler eğitimi

Demokrasi herkes için vazgeçilmez peki ya Sokrates demokratik değerler eğitimi ile bizlere ne anlatmak istedi, sosyal bilimler alanında demokrasi nasıl okunmalı?

Demokrasi, tüm vatandaşların veya üyelerin, devlet veya organizasyonun politikalarını şekillendirmede herkesin eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Sözlük anlamı olarak Demokrasi; kavramsal bakımdan, insanın yeşermesine olanak tanıması bakımından etik, politik ve estetik bir değere sahiptir (Beyaz Erkızan, 2012: 139). Demokrasi kelimesinin kökenleri Yunanca, dimos (halk) ve kratos (iktidar) kelimelerinden türetilen dimokratia kelimesidir. Demokrasi günümüz modern devletleri için önemli bir kavram olmasına karşın Antik Yunan’da birçok düşünür tarafından eleştirilmiştir.

Aristo ve Platon’un büyük eleştirilerine karşı Sokrates de sisteme dair eksikliklere dikkat çekmek amacıyla eleştiriler yöneltmektedir. Demokrasinin köklerinin Antik Yunan’a dayanması ve aslında Atina demokrasisi adını verilen sistemin, günümüz demokrasi sistemine çok yakın olması dönemin çevre koşullarını belirleyen en önemli etkendi. Teorik olarak Antik Yunan vatandaşlarının tamamı mecliste fikirlerini belirtebiliyor ve oy kullanabiliyorlar. Fakat pratikte günümüz demokrasisinden ayrılan en önemli özelliğinin “vatandaş” tanımının farklı olmasıdır. Antik Yunan’da kadınlar, köleler ve o şehirde doğmayan kişiler bu hakka sahip değillerdi. Bu nedenle günümüz demokrasisinden ayrılan en önemli farklarından birisi de bu olarak gösterilmektedir.

Sokrates’in öğrencisi Platon tarafından yazılan diyaloglarda Sokrates ve yöneticilik erdemi kavramı üzerinden sıkça demokrasiye eleştiriler yapılmıştır. Bu duruma ilişkin yapılan incelemelerde birçok kaynak Platon’un Devlet isimli eserinin altıncı cildine atıfta bulunarak Sokrates’in Ademantus ile arasında geçen diyaloglar üzerinden demokrasiye ilişkin eleştirilerini açıklamaya çalışırlar.

Eğer ki deniz yoluyla bir yolculuk yapmak isteseydin, geminin kontrolünün kimde olacağına nasıl karar verilmesini isterdin? Rastgele ve herhangi bir grup insan tarafından mı, yoksa deniz seyahatleri konusunda deneyimli, bilgili ve eğitimli insanlar tarafından mı?

Sokrates’in bu sorusuna karşılık Ademantus karakteri şöyle bir yanıtla Sokrates’i destekler niteliktedir.

Peki bu durumda nasıl olur da bir ülkedeki yetişkin insanların rastgele ve herhangi bir grubunun bir ülkeyi kimin yöneteceğine karar verebilecek donanımda olduğunu düşünebilmekteyiz?

Sokrates’in kendi düşüncelerini aktarmak için yazılan bu diyalog aslında Sokrates’in demokrasi sisteminin karşıtı olduğu düşüncesi uyandırmamaktadır aksine Sokrates, bu sistemde gördüğü önemli bir eksiği tespit ederek, bu soruna ilişkin bir çözüm aramaktadır. Sokrates’e göre oy kullanma eylemi, insanın içinden gelen bir sezgisel eylem değildir. Demokratik sistemlerde oy verme eylemi, bir yeteneğe dayanan bir eylem olmalıdır. Ancak şu da bir gerçektir ki demokrasinin yeşermesinin kökeninde de insanın yeşermesi yer alır. Ve insanın yeşermesi için de onun sahip olduğu aklın, hayal gücünün ve duygusal yanının yeşermesine olanak tanınması gerekir (Beyaz Erkızan, 2012: 140). Sokrates’in kendi örneği üzerinden de açıklanabilecek bu durumda gerekli eğitimleri almamış bir kişinin, fırtınalı bir günde geminin kontrolünü kime teslim edileceği ile ilgili kararı alma yetkisine sahip olması anlamına gelmektedir.

Atina Gençliğini Yozlaştırıyor Suçlamaları

Sokrates’in demokrasi ile ilgili bu endişesi, kendi hayatındaki en önemli olayda bizzat kendisi tarafından deneyimlenmiştir. Milattan Önce 399 yılında “Atina gençliğini yozlaştırmak” suçlamasıyla yargılanmıştır. 500 Atinalı jüri tarafından yargılanan Sokrates’in kararı, eleştirdiği demokrasi yönetim şekliyle verilmiştir. Jüri heyetinin %52’sinin suçlu bulduğu Sokrates, baldıran otu zehri ile ölüme mahkum edilmiştir.

Sokrates’in bizzat deneyimlediği ve sonucunun ölümü olduğu bu yönetim şekli, günümüzde bazı kişiler tarafından ayrıca incelenen bir durumdur. Sokrates’in düşünceleri nedeniyle kendisini “elitist” olarak tanımlayan kişilerin de olduğu düşünülünce bu konuya da değinmek gerekmektedir. Sokrates, yapmış olduğu demokrasi eleştirilerinde elitist bir düşünceyle eleştiriler yapmamıştır. Elitistlere göre böylesine güçlü bir hakkın yani oy verme hakkının bir grup insanda bulunması gerektiği düşüncesi Sokrates’in eleştirilerinde yer almaz. Sokrates’in belirttiği oy verme yeteneği, yalnızca bir grup insanı işaret edecek şekilde değil aksine doğru eğitim almış ve bu yeteneği elde etmiş yetenekli insanların oy kullanabilmesini belirtmiştir. Bu eğitim yalnızca bir grup insana veya belli nitelikteki insanlara verilecek bir eğitim değil, aksine eğitim sonunda bu yeteneği elde etmiş herkes için bu hakkın sunulması gerektiğini belirten bir düşüncedir.

Sokrates’in belirtmiş olduğu bu düşünce aslında yine yalnızca teoride kalmış bir düşüncedir. Sokrates, bu eğitimin nasıl ve hangi içerikte verilmesi gerektiğine dair bir çözüm üretmediği gibi, günümüze kadar böylesine bir eğitim odaklı demokrasi yöntemi de geliştirilmemiştir. Eğitimin nasıl işleneceğine ilişkin soruyu bir kenara bırakırsak, yine de demokrasi ile ilgili Sokrates’in sorunlarını hala aşamadığımız bazı anların ya da aşılmayan bu sorunların demokrasi aracılığıyla büyük sorunlara neden olduğunu da belirtmemiz gerekir.

II. Dünya Savaşı ve Demokratik Değerler Eğitimi

Sokrates’in demokratik değerler eğitiminin en önemli sonuçlarını aslında dünya yakın tarihinde görebiliriz. Bu durumu açıklamak için kullanabileceğimiz en önemli dönemin II. Dünya Savaşı dönemi ve özellikle de Batı Avrupa siyaseti ve bu bölgedeki siyasetin etkisiyle oluşan iki büyük kuvvet olan Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Rusya, bu konuyu irdelemek için iyi örnekleri oluşturabilir. II. Dünya Savaşı’nın oluşumuna neden olan en önemli faktörler diğer savaşların aksine Batı Avrupa’da yaşanan siyasi gelişmeler ve bu siyasi gelişmelerin yarattığı olumsuz olaylar olarak belirtilebilir.

Almanya’da Nazi Partisi’nin iktidara gelişi ve Adolf Hitler’in elinde ciddi bir güç biriktirerek yarattığı kaos ve yıkımlara ek olarak İtalya’da Benito Mussolini etkisiyle gelişen faşizm düşüncesi Avrupa’da aşırı sağ ve aşırı milliyetçi hareketlerin oluşumunu tetikledi. Bu aşırı sağ ve aşırı milliyetçi düşünce etkisiyle bölgede büyük yıkımlar ve çok sayıda can kaybı oluştu. Bu duruma son vermek isteyen devletler kendi aralarında yaptıkları ittifaklar ile özellikle de Nazi Almanya’sı tehdidini ortadan kaldırmak amacıyla birlikte hareket ettiler.

Dönemin güçlü devleti Amerika, Avrupa coğrafyasından farklı olarak önce Japonya üzerine saldırıda bulunmuş, Hiroşima ve Nagazaki bölgelerine atom bombaları ile saldırılar düzenleyerek, bölgede ciddi bir yıkıma neden olmuştur. Sovyet Rusya’nın da Batı Avrupa’ya müdahale ederken yarattığı yıkım Doğu Avrupa’da etkisini ciddi anlamda hissettirmiştir. Basitleştirilmiş bu II. Dünya Savaşı tarihi hikayesi, sonunda bir tarafta elinde ciddi güç barındıran ve kurduğu birliktelikler ve sahip olduğu liderler ile dünyayı savaş ile tehdit eden Amerika Birleşik Devletleri ve elinde ciddi bir güç barındıran, demir perde olarak da adlandırılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olmuştur.

ABD ve Avrupa’da Demokratik Değerler Eğitimi

Peki bu hikaye tam olarak Sokrates’in demokrasi değerleri eğitimi ilkesi ile nerede kesişmektedir. Bu duruma Sovyet Rusya özelinde bakmak zor olacaktır çünkü Sovyet Rusya’da kurulan rejimin demokratik bir temelden çok V. Lenin tarafından gerçekleştirilen “Ekim Devrimi” ile gerçekleştirildiği göz önüne alınırsa bu hikayeyi yalnızca bu konu ile ele almak yetersiz gelecektir. Sokrates’in düşüncelerine daha uygun olan ve demokrasi ile yönetilen Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa ülkeleri konuyla daha rahat ilişkilendirilebilecek bölgelerdendir.

Özellikle Almanya’da aslında demokratik yöntemlerle göreve gelen Adolf Hitler önemli bir örnektir. Almanya demokrasinin kuralları nedeniyle o dönem vatansız sayılan Adolf Hitler, önce Almanya hükümetinde yer alan bazı kişilerce devlet memurluğuna atanmış ve ardından Almanya vatandaşı kimliği edinmiştir. 1933 yılında da Şansölye olarak atanan Hitler, 1934 yılında Cumhurbaşkanı oldu ve bu makamın yetkilerini de değiştirecek şekilde Führer (lider) olarak yeniden adlandırdı. Hükümetin ve devletin başkanlık yetkilerini ele alan Hitler, aslında hikayenin başında tamamen demokratik yollarla göreve gelmiş fakat sonunda da demokrasinin en tehlikeli sonucu olan diktatörlük olarak görevine devam etmiştir.

Günümüzde, özellikle Avrupa ve Güney Amerika’daki politik güncellerde yaşanan aşırı sağın yeniden popülerleşmesi aslında Sokrates’in düşünceleri etrafında incelenebilir. Günümüz siyasetinin halk için bilimsel ve doğru olanın yapılması yerine, menfaat amaçlı yürütülen demagoji siyasetinin olması bizi tam olarak Sokrates’in düşüncelerine götürmektedir. Türkçe sözlük anlamı halk avcılığı olan demagoji, siyasette kitleleri coşturarak yürütülen siyaseti tanımlamak için kullanılabilir.

Halkın sorunlarını yakından tanıyan siyasetçi, bu sorunları doğru ve bilimsel bir yolla çözmek yerine halkın duygularına hitap edecek şekilde siyasetini geliştirmektedir. Sorunlara ani ve acımasız bir şekilde tepki vereceğini belirten siyasetçi, bu şekilde sorunla en hızlı ve en etkili şekilde sonuç alınacağını hitap ettiği kitleye yöneltir. Bu düşünceye karşı çıkan ılımlı ve doğrucu siyasetçileri veya bireyleri ise hain olarak damgalar. Yaratılan bu demagoji, ilerleyen zamanlarda işi siyasi süreçten kopararak tamamen tek bir kişiye bağlayarak, birey siyasetine iter. Artık bu birey olmadan bu tür “zaferler” elde etmek mümkün değildir. Elbette tek bir kişi üzerinden yürütülen siyaset artık kökenlerini demokrasiden almasına karşın demokratik değildir. Bunun da sonuçları en ileri uçta diktatörlük olarak sonuçlanabilmektedir.

Demagoji Siyaseti Üzerine

Sokrates’in en korktuğu siyaset olan demagoji siyaseti, Antik Yunan’da da hızlı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Alcibiades isimli lider, insanların elinde bulunan temel hakları elinden almış ve kendi kararlarını uygulamaya geçirmiştir. Yunanların özellikle Sicilya Adası’na saldırı yapmak için aldığı kararları, halk tarafından da kabul görmesi için demagoji yoluyla halka telkin etmiş ve halk bu demagoji siyasetinin etkisinde kalarak liderlerini desteklemiştir. Aslında Alcibiades, bu demagojiyi yaparken öğrendiklerinin birçoğunun Sokrates’ten öğrendiğini de bilinmektedir.

Antik Yunan özelinde alınan bu karar yine ülke için oldukça olumsuz sonuçlara neden olmuştur. Sicilya Adası’na yapılan baskın sırasında ordusunu terk eden ve karşı tarafa geçerek ihanet eden Alcibiades, aslında Sokrates’in korktuğu şeyin bir sonucudur. Halkın aldığı bu karar, hiç de doğru bir karar değildir ve ülkenin donanmasının yıkılmasıyla sonuçlanan bir eylemdir. Bu olaydan sonra ilerleyen yıllarda Alcibiades ülkesine geri döner ve affedilir. Devlet kademesinde önemli görevler alan Alcibiades, bir süre sonra Sokrates’i “Atina gençliğini yozlaştırmak ve yeni Tanrılar icat etmek” suçuyla suçlayanlardan birisidir. Sokrates özelinde de tarih özelinde de oldukça olumsuz örneklere neden olan bu olay aslında Sokrates’in haklı olduğuna ilişkin bir sonuç olarak da yorumlanabilir.

Sokrates’in de anlattığı diğer bir örnek olan şeker dükkanı sahibi ve doktor karşılaşması da bu olayı özetler niteliktedir. Şeker dükkanı sahibinin sözleri:

Bakın! Rakibim olan bu insan size birçok acı yaşatmıştır. Sizin canınızı yakar, tadı berbat olan ilaçlar içirir ve her ne istiyorsanız onu yiyip içmenize engel olmaya çalışır. Size asla benim yapacağım gibi son derece çeşitli ve lezzetli tatlar sunamayacaktır.

Doktorun vereceği bu cevap kadar etkili olamayacaktır. 

“Size rahatsızlık veriyorum ve istediğiniz şeyleri yapmanıza engel oluyorum, çünkü sizin için iyi olan bu; size yardımcı olmak için size acı veriyorum!”

SONUÇ YERİNE

Sonuç olarak Sokrates’e karşı yapılan eleştirilerde olduğu gibi elitist bir düşünceyi savunduğu gerçeği yansıtmamaktadır. Sokrates, yalnızca doğru bir eğitim ile demokrasinin doğru bir şekilde ilerleyebileceğini belirtmiş ve düşüncelerini bu çerçevede açıklamıştır. Demokrasinin pratikte yarattığı olumsuzluklar tarih boyunca birçok kez deneyimlenmiştir. Buna karşın modern olarak adlandırılan günümüz dünyasında da demokrasi meselesi hala doğru bir şekilde tartışılmamış, tartışanların bazıları da meseleyi demokrasinin dışına iterek aşırıcı söylemler üretmiştir.

Peki demokratik bireyi yetiştirecek olan hayal gücü ve duygusal yanlarının eğitimi nasıl gerçekleştirilmelidir? 

Nussbaum’a göre, edebiyat, sanat ve insani bilimler insanın insanlığının yeşermesinin olanağını veren dolayımlardır. Başkalarının öyküsünü, acılarını, hüzünlerini ve sevinçlerini anlayabilme yeteneği insanın ergenlik dönemini aşmasının temel koşuludur. Diğerinin hikayesini okuyabilme ve anlayabilme yeterliliği insanı kinetik var-oluş sürecinden kurtarır ki kinetik var-oluş insanın henüz kendine bir amaç koyamadığı, tercihlerini yapamadığı ve yönünü belirleyemediği bir durumdur (Aristoteles’ten aktaran Beyaz Erkızan, 2012: 140).

Bu tür yetkinlikleri kazanmamış insan yani hayal gücüne sahip olmayan ve duygusal yanı gelişmemiş insanın olduğu yerde bir demokratik bireyden söz etmek mümkün değildir. Bu iki yetkinliğe sahip olan insanın olduğu yerde Nussbaum’a göre ortaya çıkacak şey “sempatidir”. Bu iki yetkinliğe sahip olmayan insanın sahip olduğu bilgi onu yalnızca güçlü kılacaktır ama bu güçlülük onu asla bir insani tamlığa ulaştırmayacaktır. İnsan; insani tamlığa ancak sempati ile ulaşabilir (Nussbaum’dan aktaran Beyaz Erkızan, 2012: 140).

Nussbaum’un vurguladığı edebiyat, sanat ve insani bilimler gibi alanların günümüz dünyasında çok da değer görmediği aşikardır. Bunun en büyük nedeninin de kapitalizmin, sürekli üret ve sürekli tüket temelli çerçevesi nedeniyledir. İnsan, soyut ve insani değerler üretmek yerine bu tür üretimi mümkün kılacak disiplinleri işlev dışı bırakmıştır ve değersizleştirmiştir (Erkızan Beyaz, 2012: 140). Günümüz eğitim sisteminin temelleri bahsettiğim üretim ve tüketim ilkeleri çerçevesinde tamamen ekonomik olarak kurgulanmış ve gelişimini bu yönde göstermiştir. 

Bu nedenle daha doğru bir demokratik sistem işleyişi için kökenleri yine tarihin geçmiş sayfalarında atılmış olan “Liberal eğitim” kavramında ön plana çıkmaktadır. Kavramın kökeni, Stoacı filozof Seneca’ya dayanmaktadır. Seneca, Romanın eğitim anlayışını liberalis ve liberales terimleri ışığında analiz eder. Bahsedilen bu “liberal” durum, yine Antik Yunan’da olduğu gibi sınırlı bir grubu kapsayacak şekilde var olmuştur. Romalı genç erkeklerin eğitimini ifade eden kavram, amaç olarak da Romanın geleneklerini ve değerlerini koruyarak gençlere aktarmaktı (Beyaz Erkızan, 2012: 143). Fakat var olan tanımı değiştiren Seneca, liberal eğitim anlayışının ancak bir insanın düşüncelerini özgürleştirdiği sürece kullanabileceğini belirtmektedir. Başka bir ifadeyle; öğrenciyi kendi düşüncelerinin sorumluluğunu almaya ve kendi düşüncelerini oluşturmaya olanak tanırsa eğitim, “liberal eğitim” olur (Beyaz Erkızan, 2012: 143).

Seneca’nın anlamını ve içeriğini değiştirdiği bu yeni “liberal eğitim” kavramı elbette Sokrates’in işaret ettiği demokratik bireyin oluşum süreciyle bağlantılı olacak şekilde ilerlemiştir. Bu nedenle Sokrates’in de belirttiği demokratik bireyin eğitimi ancak bu liberal eğitim çerçevesinde gerçekleştirilirse gerçek anlamda bir özgür bireyden ve doğal olarak daha doğru bir demokratik yönetim biçiminden söz edilebilir.

Sosyal Bilimler alanında yazdığım diğer deneme ve makaleler için sitedeki ilgili kategoriyi ziyaret edebilirsiniz.

KAYNAKÇA

“The School of Life” isimli YouTube kanalının hazırlamış olduğu “Sokrates Neden Demokrasiden Nefret Ediyor?” isimli videosundan hareketle üretilmiştir. Aynı zamanda Türkçe olarak içerik hazırlayan Evrim Ağacı isimli oluşumun “Sokrates Demokrasiden Neden Nefret Etti?” isimli yazısından da yararlanılmıştır.

Basılı Kitaplar:

Erkızan Beyaz, Hatice (2012). Aristoteles’ten Nussbaum’a İnsan. İstanbul: Sentez.

Çevrimiçi Kaynakların Erişim Linkleri:

https://evrimagaci.org/sokrates-demokrasiden-neden-nefret-etti-4733 (Erişim tarihi: 17.04.2020)

https://www.theschooloflife.com/thebookoflife/why-socrates-hated-democracy/ (Erişim tarihi: 17.04.2020)

https://youtu.be/fLJBzhcSWTk (Erişim tarihi: 17.04.2020)

Hasan Hüseyin Lif

Hayatta birtakım amaçları, inançları olan ve hayatı sade yaşamaya çalışan "meraklı" bir insanım. Sosyoloji tezli yüksek lisansına devam ediyorum. Uzun yıllardır blog yazmanın yanı sıra 5 yılı aşkın süredir e-spor ve haber sektöründe aktif olarak yazarlık yapıyorum. Daha önce Jr. SEO Uzmanı ve Jr. Sosyal Medya Uzmanı gibi görevlerde de yer aldım. Geçmişte birçok web sitesi projesinde yer aldım. Şu an bionluk.com üzerinden ve farklı forumlar üzerinden freelancer olarak içerik üreticiliği yapıyorum.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Deleuze Denetim Toplumları

Gilles Deleuze Denetim Toplumları Üzerine

Politik Aktivizm ve Politik Propagandanın Yeni Alanı: İnternet ve Sosyal Medya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir