Yakup'un Renkleri

Yakup’un Renkleri -Nazi Almanya’sının Unutulan Yüzleri: Çingeneler

Biryudumkitap‘tan gelen maillerimi okurken kendilerinin projesi olan Birkutukitap projeleri ile tanıştım. Projeye dair detayları okurken o ayın seçkileri arasında Yakup’un Renkleri isimli kitap gözüme çarptı, kitabı okumak için o ayın paketini satın aldım. İyi ki de almışım!

Nazi Almanya’sının Unutulan Yüzleri: Çingeneler

Yakup, bir çingene çocuğu. Yarı Roman, yarı Yeniş. On yaşında bile değil henüz. Ona söylendiği üzere koşuyor, hayatı pahasına koşuyor, durmadan nefes almadan koşuyor… Ayağında ayakkabı niyetine doladığı keten parçaları, bir elinde bir taş, bir elinde küçük bir kutu, koşuyor. Renklere koşuyor. Çünkü öyle demişti babası; korkma, koş ve renkleri gör.

Renklerin giderek solduğu bir dünyada böyle bir kitabı okumak gerçekten anlamlıydı. Yozlaşan toplumlar, bizlere berbat bir dünya tablosu çiziyor. Artan ırkçılık olayları, savaşlar, nefret söylemleri… İşte bu kitabın da ana konusu tam olarak bunların hepsi. Ana karakterimiz Yakup’un ve onun ailesinin yaşadığı zorlukları muhteşem bir dille aktaran yazar bizlere dünyanın gerçek yüzünü bir kez daha çarpıyor.

Yarı Roman yari Yeniş bir çocuk olan Yakup, ikinci dünya savaşının başladığı sıralarda henüz çocuk. Yaşanan olaylar sonrası dağılan ailesinden uzakta, tek başına hayat sürmeye çalışıyor Yakup. Yazarın akıcı üslubuyla romanı bir film edasıyla okuyor ve Yakup’u derinden hissediyoruz.

Lindsay Hawdon’un Başarısı

yakup'un renkleri
Yazar büyük bir gelecek vaat ediyor!

Elbette insanlar “ikinci dünya savaşı” konusunu görünce yanında Yahudilere yönelik nefret söylemleri arıyor. Sürekli arka planda kalan “Çingeneler” aslında o dönem çok ciddi sorunlar yaşadı. Sorunların bu kadar ön planda olmamasının nedeni bir takım siyasilerden kaynaklı olsa da, nefret söylemlerinin boyutu sandığınızdan çok daha ciddi. Kitabın bu konuyu ele alması gerçekten anlamlı ve güzel. Kitapta konudan daha önemli bir noktanın vurgulanması gerektiğine inanıyorum: kitabın kurgusu. Kurgu olarak kitap harika bir zamansal düzene sahip. Üç ana zamansal düzenden oluşan kitap: Bugün, Eskiden ve Çok Eskiden başlığı altında ayrılıyor. Yazarın böyle bir kurguyu tercih etmesi bence büyük bir cesaret gerektiriyor, böyle bir kurguda hikaye akışını bir arada tutmak çok önemli ve oldukça zor. Fakat yazar bunu çok doğru bir şekilde yapıyor ve bizlere güzel bir eser sunuyor. Bu da onun bizlere gelecek vaat ettiğinin en büyük kanıtlarından birisi.

Bugün bölümünde Yakup’un orman yaşamını ve sonrasında gelişen olayları okurken, eskiden adlı bölümde Yakup ve ailesinin yaşam mücadelesine tanıklık ediyorum. Çok eskiden başlıklık bölümde ise karşımıza Yakup’un annesi ile babasının tanışma hikayesi ve onların etrafında gelişen birtakım olaylar aktarılıyor. Olayların gerçekleştiği yer ise Avusturya.

Yazarın kurgusunu bu kadar övdüm ama burada okuyucuya da bir görev düşüyor. Sonuçta hikaye canım, hemencecik okurum çok fazla dikkate gerek yok demek bizleri hikayeden anında koparır. Yakup’un yaşam savaşını yaşamadan kitabı okumanın bir önemi yok gibi. Yakup gibi koşacağız, Yakup gibi saklanacağız, onun gibi mücadele etmek zorundayız!

“sen sevdiğin insanları yakarken dünya değişir diye öğretmişti babası. sadece bir avuç toprak kalır sana; güneşte kavrulmuş, yağmurda ıslanmış yahut kırağı düşmüş bir avuç topraktır bu insana duyduğun tüm sevgi. çimenlerin altında savrulmuş bir dolu hayat kırıntısı vardı. korkmamalıydı.”

Yayınlayan

Hasan Huseyin Lif

Hayata farklı açılardan yaklaşan Sosyoloji öğrencisi. Minimalizm, Ekonomi, Politika gibi konular başta olmak üzere hayatın her yönünü ele alan bir yazar.

Bir Cevap Yazın