duygusal şiddet

Duygusal Şiddet, Duygusal Şiddetin Nedenleri

Romantik terörizm… Bitmek bilmeyen “terörizm” ruhu son zamanlarda kendine daha geniş bir çevre buldu. Patlayan bombalar, savaşlar, ölen insanlar, yıkılan şehirler… Bu tür durumlar şüphesiz birer terörist eylem peki ya terörizmi bunlarla sınırlandırmak doğru mu? Hiç terörün romantik olanını düşündünüz mü?

Elime mikrofon alıp dışarıdaki insanlara “Romantizm nedir?” diye bir soru yöneltsem alacağım cevapları az çok tahmin edebilirim aynı şekilde “Terörizm nedir?” gibi bir soru yönelttiğimde yine cevapları tahmin edebilirim. Peki bu iki kavramı birbiri ile ilişkilendirip, “Romantik Terörizm nedir?” gibi bir soru yöneltsem, şüphesiz birbirinden bağımsız belki de alakasız birçok cevap alacağım. Geçtiğimiz sene okuduğum Tarık Solmuş tarafından yazılmış “Romantik Terörizm ve Romantik Şiddet” kitabı şiddetin en acımasız olanını ele alıyor. Sayfa sayısı olarak oldukça az olan kitap içerik olarak detaylı olmamasına rağmen geniş tutulmuş.

Romantik terörizm denilince ön planda olan birey şüphesiz “kadın” olacak. Durmadan artan kadına şiddet ve kadına saygısızlık durumları, kadınlar için gerçekten çekilmez bir durum haline geldi. Uygulanan şiddetin sadece fiziksel boyutu olmadığını bunun yanında psikolojik boyutunun da olduğunu hatırlamalıyız. Fiziksel boyutunu çok fazla açmamın bir anlamı olmadığını düşünüyorum, son dönemde özellikle ülkemizde fiziksel şiddetin boyutu ve miktarı ortada. Artan şiddet haddini aşarak “cinayet” seviyesine geldi, herhangi bir saatte herhangi bir yerde kadın cinayetleri görmeye alıştık(!) diyebilirim.

kadınların sözünü kesme! Romantik terörizm!
Kadına şiddete hayır!

***

Kadına şiddet uygulamadığını en azından fiziksel şiddet uygulamadığını iddia eden bir birey, psikolojik şiddet konusunda ne durumda hiç merak ettiniz mi? Sokakta yürürken bir kadına attığımız bakış; evde eşimize, kız arkadaşımıza, kız kardeşimize sarf ettiğimiz kaba sözler; giydikleri kıyafetlere karışmamız; isteklerini engellememiz hatta daha tehlikelisi onların hayatlarını yönlendirmeye çalışmamız. Fiziksel şiddet boyutunu aşıp psikolojik şiddet boyutuna girdiğimizde durumun çok daha tehlikeli olduğunu görmek zor olmasa gerek. Bir insanın hayatına karışmak kadar kötü bir şey olmadığını bildiğimiz halde neden hala kadınlarımızın hayatlarını doyasıya yaşamasına izin vermiyoruz? Onları birer “cinsel obje”, “köle” olarak görüyor ve hayatlarını buna göre şekillendirmeye çalışıyoruz.

Daha modern bir ülke kurma hayaliyle yola çıkan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk geleneklerinin özünde yer alan “kadına değer” kavramını kazandırmak için gerek günlük yaşamda gerek aile yapısında gerek siyasi haklarda kadınlara yönelik birçok reform yaptı hatta bu konuda Avrupa ülkelerinden daha erken davrandı ve Türk kadınının modernleşme sürecini hızlandırmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Günümüzde ise kuruluş ve kurtuluş yıllarımıza laf eden kendini bilmez cahiller geçmişe göre daha modern, daha eşit ve daha özgür bir toplum yaratıldığını savunuyor. Savunulan bu iddia nedense gerçek hayata hiç yansımış durumda değil, artan şiddet, unutturulmaya çalışılan kültürümüz açıkçası bana hiç bir “modernleşme” hareketi olarak gelmemekte.

İçerik olarak biraz eksik kalan bu yazımı kadınlarımıza az da olsa saygı duyduğumu belirtmek için yazmak istedim. Umarım kadınlarımıza karşı daha saygılı olur ve onlara hakkettiği değeri veririz.

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Mustafa Kemal ATATÜRK

“ve kadınlar,
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşarkadaş
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız.

Nazım Hikmet RAN

 

Yayınlayan

Hasan Huseyin Lif

Hayata farklı açılardan yaklaşan Sosyoloji öğrencisi. Minimalizm, Ekonomi, Politika gibi konular başta olmak üzere hayatın her yönünü ele alan bir yazar.

“Duygusal Şiddet, Duygusal Şiddetin Nedenleri” üzerine 2 yorum

  1. Cinayetin kadını erkeği yoktur, cinayet kötüdür bu kısmı herkes biliyor. Ancak neden kadın cinayetleri bu kadar abartılıyor? Türkiyede cinayete kurban giden her bir kadına cinayete kurban giden on erkek düşüyor. Neden erkek cinayetleri üzerine çok konuşulmazken kadın cinayetlerine bu kadar takılıyor? Erkeklerin canı kıymetli değilmi? Örneğin bir erkek karısını öldürse herkes bundan haberdar olur, bütün ülke çalkalanır. Ama bir kadın sevgilisiyle el birliğiyle kocasını öldürdümü neden kimsenin gıkı çıkmıyor? Yanlış anlaşılmasın, ben burada sanki sadece kadınlar cinayete kurban gidiyormuş gibi konuşan kafayı eleştiriyorum.

    1. Yorumunuza ki isyanı anlayabiliyorum. Bende yazımda ön plana cinayetleri koymak yerine pek dile getirilmeyen kısmını işledim. Ülkemizde kadın cinayetlerinin bu kadar ön planda olması aslında son dönemde yükseliş gösteren kadın cinayeti istatistikleri. Erkeğe karşı işlenen cinayetlerde aslında ön planda bunu en net olarak Vatan Şaşmaz’ın cinayetinde gördük. Evet Vatan Şaşmaz ünlü olması bu cinayetin öne çıkmasına neden olan ilk şey. Ama arka planda sizin gibi olayı farklı açıdan gören kişiler kadının erkeğe karşı işlediği cinayeti tartıştı. Aynı cinayeti feminist gruplar ise suçlu olarak Vatan Şaşmaz’ı gösterdi. Aslında bunun en doğru cevap cinsiyete dayalı cinayetleri sürekli ön plana atarak asıl öge olan cinayeti arka plana atmamak. İşlenen her cinayet kendi içinde karmaşık süreçler içerir öne alınması gereken şeyin o olduğunu düşünüyorum. Yorumunuz için teşekkürler.

Bir Cevap Yazın